Advert
Kara sineğin hazin ve değişmeyen hikâyesi...
Bülent Şirin

Kara sineğin hazin ve değişmeyen hikâyesi...

Advert

 

Hatırlanırsa bir süre önce bu köşede kaleme aldığımız “Saha sonuçları efsanesi” başlıklı yazıda “Takım mesela arka arkaya üç galibiyet alsa, herkes liderle aradaki puan farkını hesaplamaya başlamayacak mı?” şeklinde bir ifade kullanmıştık. Üç değil dört galibiyet aldı takım. Gerçekten de herkes Trabzonspor’un liderle arasındaki puan farkını ve ligin geri kalan bölümünde gerçekleşebilecek varyasyonları hesaplamaya başladı.

Galibiyet güzel bir şeydir, takımlar sahaya bunun için çıkar, kazanırlarsa da camia mutlu olur. Hele bir de seriye bağlanırsa tadından yenmez. Kaldı ki 2010-11 sezonundan sonra ilk kez bir sezonda arka arkaya dört galibiyet aldı Trabzonspor. Son yılların ne kadar sıkıntılı geçtiği göz önüne alınırsa, galibiyet serisinin getirdiği sevinç ve özgüven kazancının boyutları daha iyi anlaşılabilir. Ayrıca, Trabzonspor’un her fırsatta gözünü zirveye diken bir karakteristiğe sahip olması, daha doğrusu bu karakteristiğini asla kaybetmiyor oluşu da kötü bir şey değildir. Buraya kadar bir problem yok. Problem sonrasında, büyük resimde:

Aklıselim sahibi arkadaşlar, “Bu hesapları şimdi yapmayın. Seneye...” diye uyarıyorlar. Seneye ne olacak? En iyi ihtimalle şanlı bir ikincilik... 1984’ten beri defalarca olduğu gibi.

Sırf iyi takım kurmakla, iyi futbol oynamakla şampiyon olamıyor Trabzonspor. Fakat camia, odadan dışarı çıkmak isteyen ve her seferinde cama toslayan kara sinek gibi bu metodu denemekten asla vazgeçmiyor, daha kötüsü her seferinde sanki ilk kez böyle bir şeyle karşılaşmış gibi tepki gösteriyor. Yani yıkılıyor, dağılıyor, psikolojik bozguna uğruyor, yıllarca kendine gelemiyor camia. Kendine gelene kadar da arada paralı ve/veya güçlü (?) başkanlar seçiyor, iş iyice içinden çıkılmaz hale geliyor. Sonra biri gelip toparlıyor. Ancak bu toparla(n)ma herkesin istediği şekilde olmuyor. Borç yükünün ağırlığı, toparla(n)manın kimyasını bozuyor, dış müdahaleler müdahale edenin istediği şekilde oluyor, her seferinde giderek artan dozda üstelik...

Trabzonspor camiasının önünde iki seçenek var.

Birincisi, şampiyonluğu birincil hedef olmaktan çıkararak keyifli ve eğlenceli bir kulüp kültürüne sahip olmak. Sevgili dostumuz Ali Fuat Saruhan BMN’nin düzenlediği panelde bunu “Arsenal gibi olabiliriz” ifadesiyle formüle etmişti. Bunun için camianın ve tabii şehrin elinde çok zengin bir malzeme var. Kültür, sanat, tarih vs. Benim hep üzerinde durduğum konu, biliyorsunuz.

İkincisi, pencere camına kafa atmaktan vazgeçip dışarı çıkabilmek için etik ve legal sınırları ihlâl etmeden bir yol bulmak. Bu nasıl olacak? Türkiye’de futbolun gelişmesi için kamuoyu oluşturmaya çalışarak. “Bakın, futbolumuz yerinde sayıyor, hâttâ geri gidiyor. Koca bir sektör çökme tehlikesiyle karşı karşıya. Bunu ancak rekabetin ve dolayısıyla kalitenin önünü açarak bertaraf edebiliriz. Şampiyonluğun sadece belli takımların tekelinde olmasının önüne geçmezsek, yani pastadan sadece belli takımların pay almasının önüne geçmezsek çok geçmeden ortada pasta da kalmayacak. Pastayı büyütmekten ve herkesin adilâne bir şekilde pay almasını sağlamaktan başka çıkar yolumuz yok. O zaman pasta da büyür, herkes alacağı paydan memnun kalır” fikrini işleyerek.

Trabzonspor, bu iki metodu eş zamanlı olarak da uygulamaya çalışabilir. Hâttâ bize göre aynen öyle yapmalıdır. Çünkü kamuoyu oluşturma çabaları sonuçsuz kalır da Türk futbolu yaklaşan ama kimsenin görmek istemediği korkunç akıbete uğradığı zaman, Trabzonspor ancak başarı odaklı olmayan taraftarlık anlayışıyla ayakta kalabilir. Diğerleri Vefa gibi mi olur, Karagümrük gibi mi bilmem.

Advert
DİĞER YAZILAR
Sen de Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Trabzon Hurması'nın faydaları
Trabzon Hurması'nın faydaları
Akif Hamzaçebi Akçaabatlılarla buluştu
Akif Hamzaçebi Akçaabatlılarla buluştu