Brooklyn Çılgınlıkları-Paul Auster

Erkan Ergül

16-04-2016 12:09

Nasılsın?
İyiyim, ya sen?

Birçoğumuz gün içerisinde böylesine bir diyaloğa kaç kez şahit oluyoruz?
Peki, hangimiz bu cevap yerine, o an hissettiklerimizi söyleyebiliyoruz?

Çünkü, biliyoruz ki karşımızdaki insanın da duymak istediği cevap bu.
Oturup saatlerce ne siz derdinizi anlatmak istersiniz, ne de karşınızdakinin sizi dinleyecek zamanı vardır.
Belki de hayatı, tam da bu noktada ıskalıyoruz, ne dersiniz.
Bir türlü “Nasılsın” sorusuna verilecek cevabı dinleyecek bir insanı bulamıyoruz.

Paul Auster’in “Brooklyn Çılgınlıkları” romanı da, tam da bunu anlatıyor. Amerika’nın o çok bildik “özgür” hayatında, insanların nasıl da yanlış tercihler yaptığını, yaptıkları bu tercihlerin çocuklarının hayatlarını nasıl alt üst ettiğini anlatıyor.

Ve romandaki her bir karakter, bir türlü kendilerine gerçekten “nasılsın” sorusunu soracak insanı bulamadıklarının bedelini ödüyor.

Oysa oyun çok basit.
X : Bulunduğun noktadır.
Bir adım at. Oraya bir X koy. Bulunduğun nokta artık orasıdır. İlerle, dur ve işaretle. X... bulunduğun noktadır. Geriye adım attığın anda eksi bir düzleme geçersin, mutlu olmak istiyorsan eğer, ileriye pozitif düzleme doğru ilerlemesin. Geçmişin güzelliğini hatırla, ama kötülüğünde boğulma. Yaşamın olanca hızıyla akıp gittiği bir dünyada, neden yeni  yeni acılar  üretesin ki.

Herkes bir şeylerden kaçmak ister. Geçmişinden, acılarından, pişmanlıklarından vb. Romanda da belirtildiği gibi, herkes kendi “Varoluş Otelini” açmak isteyebilir. Dünyayı değiştiremiyorsan  eğer, kendi dünyanı yarat. Kulağa ne kadar hoş geliyor.

Oysa, insanı bu noktayı getiren o “hiçlik” duygusunu iyi özümsemek gerek sanırım. Kitabın başında yer alan; “Aile hayatının kapalı kapılarının ardında ne tür tehlikelerin yattığını herkes bilir. Bu, bütün evliler için bir zehir olabilir; hele hele evliliğin size göre bir şey olmadığını keşfettiğiniz zaman durumunuz daha da beterdir. 33 yıl aynı çatı altında yaşadıktan sonra farklı yönlere yürüdüğümüz anda elde kalan neredeyse bir hiçti.” Bu paragraf, kitabın başkahramanı Nathan’ın nasıl bir geleceği yelken açmak için, yeni bir X noktası belirlediğinin, resmidir.

Ki o Nathan, kitap içerisinde çizdiği profil ile kaybedenler kulübüne adını yazdırmak yerine, birçok yitik hayatı birleştirip, yeniden hayata tutunmalarını sağlayan, bir mesih olur. Üstelik, vücudunda ki kanseri yenmiş, yaşı altmışlara gelmiş, kaybedecek hiçbirşeyi olmayan birisidir...

Paul Auster’in okuduğum en iyi eseri “Brooklyn Çılgınlıkları” diyebilirim. Kitaplığımda sırada bekleyen onca kitap varken, bu kitaptan sonra,  Auster’in üç kitabını daha alıp, okumuş ve sizlerle paylaşmıştım.

Size bu kitabı tavsiye etmiyorum, “tavsiye” kelimesi yapı itibariyle tercihi size bırakır. Bu yüzden kendiniz için bir iyilik yapın ve bir arkadaşınıza, sevgilinize, eşinize, çocuğunuza hediye almak istiyorsanız, buyurun size güzel bir armağan. 17 Nisan Kitap Hediye Günü tam da kapınızı çalmışken.

Günün kazananı siz olun...

Erkan Ergül
Tweeter : @Kutoz_

 

DİĞER YAZILARI Cesaret ile yazıldı Trabzonspor 01-01-1970 03:00 Hakan Kulaçoğlu - Hep Uzağa Pek Ağır 01-01-1970 03:00 Onyedi Hece’den Aruoba’ya… 01-01-1970 03:00 Facebook Bayramına Hayır!!! 01-01-1970 03:00 Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat-Stefan Zweig 01-01-1970 03:00 Birbirimize Söylemediğimiz Onca Şey... 01-01-1970 03:00 Alemdağ’da Var Bir Yılan 01-01-1970 03:00 Stefan Zweig-Amok Koşucusu 01-01-1970 03:00 Veririm Sizi Raskolnikov'a 01-01-1970 03:00 Stefan Zweig-Satranç 01-01-1970 03:00 Sana, beni asla tanımamış olan sana 01-01-1970 03:00 New York üçlemesi-Paul Auster 01-01-1970 03:00 Aşka Yağan Şairler 01-01-1970 03:00 Yaza Yolculuk-Tomris Uyar 01-01-1970 03:00 Gamlı Prenses 01-01-1970 03:00 Yanılsamalar-Paul Auster 01-01-1970 03:00 İç Dünyamdan Notlar-Paul Auster 01-01-1970 03:00 Mr. Vertigo... Yükseklik Korkusu 01-01-1970 03:00