Bitki zenginliğimizin farkında değiliz
Ali Kandemir

Bitki zenginliğimizin farkında değiliz

Advert

Doğa ile yaşamak zorunda kalan yaşlı nüfusumuzun bir kısmını, bazı bitki meraklılarını ve uzmanları bir kenara bıraktığımızda toplumun büyük kesiminin bitki zenginliğimiz hakkında en temel bilgileri bile bulunmamaktadır. Birçoğumuzun gözünde onlar çiçek, çalı, ağaç, dal, budak, mera, yeşillik veya ot.

Basit bir kural vardır. Bir şeyin adı yoksa, tanınmıyorsa anlamı da yoktur. Anlamı olmayanın değeri olmaz. Ülkemizin bitki zenginliğinin refaha dönüştürülememesinin de püf noktası burada yatar. Adını bilmiyoruz. Bilmeyince ilgi göstermiyoruz, göstermeyince tanımıyoruz, neye benzediğini tarif edemiyoruz, ne işe yaradığını anlamıyoruz.

Elbette bütün insanların bitki bilimci, bitkiler konusunda uzman ve ilgili olmasını bekleyemeyiz. Fakat en azından bunların tanınması, değerli olduğunun bilinmesi, sürdürülebilir şekilde kullanılması yönünde toplumda genel bir algı, farkındalık, çaba ve istek olmalıdır.

Ülkemize Allah muazzam bir bitki zenginliği nasip etmiş. Çevrenizde gördüğümüz bitki çeşitlerinden yaklaşık üçte birini başka ülkelere vermeden. Bu alandaki zenginliğimiz tüm Avrupa kıtası ile hemen hemen aynı. Orta kuşakta bizimle boy ölçüşecek ülke bir kaçı geçemez. Gelin görün ki bunların farkında bile değiliz. Bu konuda sorumluluğu halkımıza yüklemek istemiyorum. Başta biz bitki bilimciler olmak, üzere topluma yön verenlerin geçmişten bu tarafa bu konudaki ihmallerinin bu sonucu doğurduğunu düşünüyorum. Bu sorumluluğu çoğu zaman bilmeden ihmal ettik.

Yabancılar kıymetini biliyor

Daha önce Avrupa’da bitkilerle ilgili toplantılara katıldım. Adamlar dünyada ve ülkelerinde oldukça yaygın olan ve herkesin bildiği bir ağacı allandıra ballandıra anlatıyor. Ta ki bir Türk bitki bilimci kalkıp ülkemizin zenginliklerini özetleyinceye kadar. Özetlemekten ötesi gerekli.  Bitkilerin değerini bilen yabancılar, bizim ihtiyacımız yok iken can sıkıntısına kestiğimiz ağaçlar, söküp attığımız çalılar ve otlarla ilgili araştırmalar yapıyor, kitaplar yazıyor, toplantılar gerçekleştiriyor, dernekler ve vakıflar kuruyor.

Hafta içi Gürcistan’da bir toplantıya davetli olarak katıldım. Kestane, Orman Gülü, Üzüm, Küre Çiçeği, Sarıçam gibi bizim ülkemizde de oldukça yaygın olan bitki çeşitlerini yere göğe sığdıramıyorlar. Bu konudaki tutkularını ve sahiplenmelerini tebrik ediyorum. Bizim bitkilerin yaklaşık 3500’ü dünyanın başka tarafında yetişmiyor. Onlardaki sahiplenmenin yarısı bile yok bizde. Bir ülkede bitki çeşitlerinin fazlalığı, özellikle de sadece o ülkede yetişen bitkilerin çokluğu dünyanın bir ülke için kabul ettiği önemli zenginliklerden sayılıyor. Tabi tanır, korur ve tüketmeden kullanılırsa. Biz ya tanımıyoruz, ya kullanıp korumuyoruz, ya da tanımadan veya kullanmadan perişan ediyoruz.

Bir ülkede bitki bilgisinin yaygınlaşması için botanik bahçeleri çok önemli. Bazı ülkelerde onlarca var. Bizde ise botanik bahçesi diyebileceğimiz bahçe sayısı birkaç. Zaman zaman yabancıların katıldığı toplantılarda “bitkiler açısından bu kadar zengin ülkeniz var, neden az sayıda botanik bahçesi kurdunuz?” diye sorulmakta. Cevap yok.

Botanik bahçelerini kurmak ve işletmek profesyonellik ister, halkın ilgisini ve devletin dışında hamiyetperver zengin insanların desteğini gerektirir. Bahçelerin kurulmasına devlet öncülük etmeli fakat yönetimini kendisi yapmamalı. Yaptığında bahçe klasik iş yeri anlayışının ötesine geçemez. Botanik bahçesi sadece dikili bitkilerin olduğu alanlar olarak görülemez. Orada bilim yapılır, kitaplar yazılır, araştırmalar sürdürülür, eğitim verilir, bitki zenginliğinin envanteri tutulur, koleksiyonu yapılır. Bu nedenle  yurt dışında genellikle bahçeler bu görevi yapabilecek donanımdaki personellerin istihdamı ile belediyeler, vakıflar, sivil kuruluşlarca kurulur ve yönetilir.

Bitkiler konusunda umursamazlığımızın temel nedenlerinden birisi galiba fütursuz bitki zenginliğimiz olsa gerek. Nereyi yıksan, nereyi bozsan, nereyi değersiz kılsan zenginlik başka bir taraftan fışkırıyor. Fazla olunca da kıymeti harbiyesi kalmıyor. Elin batılısı dağ taş, kurtlanabilen elma, kiraz, vişne gibi yabani çeşitleri aramak için dünyayı dolaşırken biz konunun öneminin çok az farkındayız. Çabalarımız kişisel düzeyin pek az önüne geçiyor. Son zamanlarda bitkilere olan ilgimiz “topla, kurut, suyunu iç” anlayışının ötesine geçemiyor ve geçeceğe de benzemiyor. Bu kadar zenginliğin içinde değerli bitkisel maddeleri dışarından satın almaya devam ederek. Toplumda bitki bilgisini yaygınlaştıramadığımız için ilgili kurumlarımızın da iyi niyetli çalışmaları karşılık bulmuyor. Önce algı iklimini oluşturmak gerek.  

Toplum bilinci oluşturmadan koruyamayız

Konunun vahameti karşısında yine de iyimser olmalı. Üniversitelerimiz başta olmak üzere bitki bilimcilerimiz araştırmalarımızda kaynaklarını kullandığımız toplumun bitki konusunda duyarlılığının artırılması için tanıtıcı popüler çalışmalar gerçekleştirmelidir. Halk olmadan bitkileri ne koruyabiliriz ne de kullanım olanaklarını geliştirebiliriz.Bunu hep birlikte yapmamız gerekiyor. Bu nedenle Türkçe tanıtıcı ve ilgi çekici kitaplar, broşürler ve web sayfaları yaygınlaştırılarak bu işe başlanmalı. Devlet, değişik bölgelerimizde tematik botanik bahçelerinin (sadece yeşil alan olarak görev yapan parklar değil) kurulmasını teşvik etmeli ve konuya zenginlerimiz ve belediyelerimiz sahip çıkmalıdır. İşlerin yürütülmesinde sayıları azımsanmayacak düzeyde ve bilgi birikiminde olan deneyimli bitki bilimcilerden görüşler alınmalı. İlgili bakanlığımız bu konuyu öne çıkarmalıdır. Bahçelerde, botanik parklarında Milli Eğitim’e bağlı okullarla birlikte eğitim çalışmaları gerçekleştirilmeli. Millet Bahçeleri başta olmak üzere kurulacak bahçelerde uzmanlar istihdam edilmeli ve bunların karar verici konumda olmaları sağlanmalıdır. Bahçelerde başka ülkelerde yetişen  bitki çeşitlerinin değil ülkemize ait çeşitlerin ağırlığı olmalıdır.

Toplumda bitki zenginliğimize dair özellikle de gençler arasında bir farkındalığın oluşturulması zor görünüyor. Çocuklarımızın doğa ile bağları kalmadı. Bu bağ ne yaşantılarında var ne de aldıkları eğitimin bir parçasında. Ortaöğretime devam eden ve çocuklarımızın geleceği açısından çok önemli hale getirilen teste dayalı bu sınav sistemi varken hangi anne baba çocuğunun bitkilerle ilgilenmesini, doğa ile bağ kurmasını, botanik bahçelerine gitmesini ve aktivitelere katılmasını ister. İsteyeceği bir yapıya mecbur olduğumuzu vurgulamak isterim. 

DİĞER YAZILAR
Sen de Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Vampir Kelebek kabusu ne zaman bitecek?
Vampir Kelebek kabusu ne zaman bitecek?
İneğin yalnızlığına gülümseten çözüm
İneğin yalnızlığına gülümseten çözüm