Advert
Advert
Advert

Davut Çakıroğlu her konuda görüşlerini paylaştı

Günebakış gazetesi Ortahisar Belediye Meclis Üyesi Davut Çakıroğlu ile bir röportaj yaptı. Röportajı 2 bölüm halinde sizlere sunuyoruz.

Davut Çakıroğlu her konuda görüşlerini paylaştı
Advert

Trabzon’un değerli işadamlarından ve aynı zamanda siyasetin içinde kendine has özgün fikirleriyle tanıdığımız sayın Davut Çakıroğlu ile birlikteyiz. Çakıroğlu aynı zamanda Milliyetçi Hareket Partisi’nden Trabzon Ortahisar Belediye Meclis üyesi olarak görev yapıyor. Kendileriyle üç bölümlük bu sohbetimizde önce sayın Çakıroğlu’nu tanımaya çalışacağız, akabinde siyasetle ilişkisini ve son olarak da belediyecilikle ilgili görüşlerini alacağız. Güzel, farklı, özgün bir röportaj olacağını ve yıllar sonra röportajı okuyan insanların hakikaten bir şeyler alabileceğini ümit ediyoruz.

Sayın Çakıroğlu... Röportajımızın ana teması önce sizi tanıyacağız. Sizi şöyle bir çocukluk yıllarınıza geri götüreceğiz. Ve Davut Çakıroğlu kaç yılında nerede doğdu, nasıl bir çocukluk geçirdi, ilkokul yılları, kardeşleri, aile, ekonomik durumu, bize Davut Çakıroğlu’nu anlatın lütfen.

Öncelikle ben teşekkür ederim. Davut Çakıroğlu 1967 yılında bir Ağustos günü ailenin ilk çocuğu olarak Of’ta dünyaya geldi. Biz üç erkek kardeşiz. Ekonomik olarak söyleyeyim... 1960-70’li yıllarda Türkiye’nin ekonomik durumu göz önüne alındığında ortanın altında bir ailenin çocuğuydum. O yıllarda zenginlikten bahsetmek zaten söz konusu değil. Geçimini babası şehir dışında devlet ihaleleri yapan, büyük ailesi ile birlikte babaannenin, büyük ninenin, dedenin olduğu bir aile içerisinde, köydeki toprağında o günkü belirli şartlarda ülkenin çayla yeni yeni tanıştığı yıllarda, onun hazırlıklarının yapıldığı küçük, sevecen, sevimli bir evde dünyaya gelmiş bir hemşehrinizim...

Sizin bir anlamda doğum yıldönümünüzde röportajı yapmış oluyoruz. 18 Ağustos doğum gününüz, 15 Ağustos tam doğum yıldönümü öncesinde röportajı yapmış oluyoruz. Bu da güzel bir rastlantı. İsminizi kim koydu?

İsminizi kim koydu? İsmim dedemin, yani babamın babasının ismi. Babamın babası dedem koydu ismimi. Biliyorsunuz buda Türk geleneğinde olan bir şey. Bizim ailede yaşatılmış hala daha da yaşatılıyor. Ailenin ilk erkek çocuğuna ailenin büyük dedesinin ismi verilir. Ben yalnız bir şey söyleyeceğim; resmi kayıtlardaki doğum yılımla gerçek yaşım farklıdır. Dedem biraz daha önce askere gitmem için beni büyük yazdırmıştı. 1966 yazar ama 18 Ağustos 1967’dir doğum yılım.

Baba gurbette mi çalışıyordu?

Evet, yani mesela babam Akçaabat’taki enerji nakil hatlarının yapılmasındaki müteahhit firma. Tabi tam olarak bilemiyorum. Belki taşeron olarak belki işçi olarak. Mardin Mazıdağı... Yani anlattıklarından bildiklerimiz. Doğumumda babam annemin yanında değildi.

Okul yıllarınıza dönelim? İlkokul yıllarınız...

İlkokulu İstanbul’da, ortaokulu, liseyi Of’ta, sonra askerlik var. 1986 yılında İzmir Foça’da. İlkokul yıllarında ailemle birlikte İstanbul’a taşındık. Tabi benim 6-7 yaşlarında olduğum zamanlardan bahsediyorum. Sonrasında babam yurt dışına gidince biz tekrar Of’a büyük annemin yanına geri döndük. Dolayısıyla ortaokul yılları Of’ta devam ediyor. Biz Of’un Sıraağaç Köyü’ndendik. İlk ve ortaokul köyde okul olmadığı için merkeze geliyorduk. Yaklaşık 11 km’lik bir mesafe vardı. Bu sadece okula gelişti. Tabi dolmuşla geliyorduk ama her saat başı yoktu. Sabahleyin saati belliydi, o saati kaçırdınız mı yandınız. Ya okula gitmiyor ya da o mesafeyi yürüyordunuz. Akşam da en geç 6’dır. Onunla geri döneceksiniz. Güzel şeylerdi, bir minibüs, bir bölgeyi planlayabiliyordu. Çok ilginç bir planlamaydı o. Bu bahsettiğim köy minibüsüydü ve aşağı- yukarı 7-8 öğrenci bu şekilde köyden gidip geliyorduk. Tabi köyler birbirine yakın olduğu için her köyün 1-2 tane dolmuş minibüsü vardı. Dolayısıyla bugünkü gibi taşımalı sistem değil. Herkes kendi imkanlarıyla okula ulaşabiliyordu.

Ve liseye başladınız, devam edelim. Başarılı bir öğrenci miydiniz?

Klasik öğrenciydik. Yani bir insanın en hızlı, aslında ömür sermayesini tükettiği yıllar ama hiç geçmeyecek gibi geldiği de yıllar. Geriye dönüp baktığımız zaman an gibi... Göz açıp kapayıncaya kadar geçen bir süre var. Dediğim gibi 1986 yılında da askere gittim. İzmir Foça Üs Komutanlığı’nda 18 ay askerlik yaptım. 1988 yılının Şubat ayında terhis olduktan sonra İstanbul’a döndüm. O sırada babam Almanya’daydı. Tabi yaşımız geçtiği için Batı Almanya’ya gidemedik. O zaman Demokratik Almanya henüz dağılmamış bir ülke statüsü olan bir ülke. Bir kanundan faydalanarak Demokratik Almanya’da bir şirket kurduk. Tabi bu babamın katkılarıyla oldu. Demokratik Almanya üzerinden almış olduğum vize 1989 yılında Berlin Duvarı’nın yıkılmasıyla birlikte iki Almanya’nın birbiriyle bir bütün olması, dolayısıyla orada iş yapma, oturma hakkı olan kişileri de, yabancıları da aynı şekilde kapsadı. 2009 yılına kadar Almanya’da bir süreç yaşadık. Bunun içerisinde eğitimler de var. 1989-93 yılları arasında Berlin Teknik Üniversitesi’nin İşletme Yöneticiliği Eğitim Programlarına katıldım. Sonrasında iletişim programları... 1999’dan sonra Avrupa’da özellikle Telekominikasyon liberalleşince çok ciddi bir pazar oluştu. O pazara ilk girenlerdenim. 2000 yılında Almanya’nın Ticaret Sicil Kaydı’nda Call Center Çağrı Merkezi başlığında yani ticari faaliyet olarak tescil edilen ilk şirkettir benim kurmuş olduğum şirket. Daha sonrasında da bu çoğalarak büyüdü.

Bu ne zamana kadar devam etti?

2009’un sonuna kadar devam etti. Bu süreçte biz D Telekom’a yani Alman Telekom’a, Vodafon’e, Eprus’a, Signali Durna’ya, dünyada bilinen Telekominikasyon ve sigorta şirketlerine müşteri hizmetleri verdik. 184 koltuklu bir call center olarak hizmeti verdik. Başarılı çalışmalar yaptık. Scala hep kariyer dolu. 2009 yılına kadar hep yukarıya doğru gittik. Sonrasında biliyorsunuz bugün Türkiye’de de bu kanun yasalaştı. Kişinin izni alınmadan aranma veyahut da ürün satışı yasaklandı. Bu Avrupa’da 2009 yılında oldu. Dolayısıyla biz bu çalışmalarımıza nokta koyduk. Çocuklar da büyüyünce Almanya’daki, Avrupa’daki ticari faaliyetlerimizi sonlandırdık. Doğmuş olduğumuz topraklara geri döndük.

Çocuklar mı etkin oldu bunda yoksa ticaret mi?

Yok ticaret değil. Biliyorsunuz kimlik toprağa bağlılıkla oluyor. Toprağına bağlı olmayan, toprağı ile köklerini koparmış insanların sonraki çeyrek yüzyılda veyahut yarım yüzyılda asimilasyon çok hızlı şekilde başlıyor. Bizim gibi derebeyi ailelerin veya derebeyi yapıya alışmış insanların o kültürden gelmiş insanların buna (genetik miras yoluyla diyorum çünkü bunun bilimsel bir altyapısı yok) çok özen gösterdiğini söylemeliyim. Ben de çocukların Avrupa’daki kalışları ve daha sonrasındaki nesillerin benim gibi alt kültürü Türkiye’de almadıkları için etkilenebileceğini düşündüm. Asimile olma endişesi yaşadım. Çünkü ben Almanya’da da uzun yıllar sivil toplum örgütlerinde görev yaptım. Entegrasyon için çok uğraştık. Ama bizim bütün bu çabalarımıza rağmen Federal Almanya’nın asimilasyonu destekleyici ciddi çalışmaları, ciddi programları ve baskıları var. Bunlar Almanya için kısmen sonuç vermiş ama önümüzdeki yüzyılda bunu kişi bazlı değerlendirmemek lazım. Yani bir toplumun, bir milletin köklerinin sağlamlığı bir insanın kendi yaşıyla değerlendirilmemesi gerekiyor. Her birey kendi ülkesi, kendi kökünden gelen insanların kültürel yapısının, milli yapısını geleceğe taşıyabilme adına adımlar atması gerekiyor. Belki kendi ömrü insanlık tarihi içerisinde nokta kadar bir büyüklükte ama devletlerin hayatları çok çok daha uzun. Bin yıllar, on bin yıllara dayanıyor. Buralarda da tabi ki sorumluluk görebilen insanların, farkında olabilen insanların bu sorumluluğu yerine getirmeleri gerekiyor. Bunun için de gerekli adımları atmaları gerekiyor. Benim geri dönüşüm dediğim gibi tamamen çocukların kendi topraklarına, kendi öz kimliklerine bağlı olarak yetişmeleri içindi. Sonuçta önleri açık yani. Onları engelleyen hiçbir şey yok. Dünyada bugün, ülke sınırları kalkmış, bu git gide de genişliyor. Önemli olan kendi dilinde, kendi kültüründe yetişmiş insanı, dünya insanı olarak kazanımı. Önemli olan bu.

Çocukların entegrasyonu ne durumda?

Çocuklarımın Türkiye’deki entegrasyonu olumlu, sağlıklı, hiçbir sorun yok. Büyük oğlum Hacettepe Üniversitesi’ni bitirdi. Onur öğrencisi olarak bitirdi. İyi bir Türk milliyetçisi. Ülkesi için yarın sorumluluk alabilecek bilgiye, donanıma sahip. Öyle bir çevreden geliyor. Kıyas yapabilme şansı var. Avrupa’yı, Türkiye’yi çok iyi biliyor. Veyahut da çok çok daha iyi bilecek. Yaşına göre iyi bildiğini düşünüyoruz.

Davut Çakıroğlu’nu Davut Çakıroğlu yapan keyfiyeti anlattınız bize... Bütün risklerine rağmen kimlik meselesinde gelecek nesilleri yetiştirme bağlamındaki görüşünüz, duruşunuz, tercihinizi ortaya koydunuz. Ve bunu nasıl başardığınızı örnek olması bakımından da önemsiyoruz. Ben tekrar o bakımdan da teşekkür ediyorum. Sayın Çakıroğlu Türkiye’ye döndünüz. Bir yandan çocukların Türkiye’ye uyum sağlama sorumluluğu, çocuklara verdiğiniz önemle, değerle uğraşıyorsunuz ama hiç şüphesiz belki Almanya’da tanıştığınız siyaset var. Siyasetle ilginize gelelim, nerede siyasetle ilişki kurdunuz?

Şöyle söyleyeyim; Almanya’da sivil toplum örgütlerinde siyaset bana göre yani literatürdeki anlamıyla da bakıldığı zaman toplumsal duyarlılığı olan insanların sorumluluk alması, sorumluluk alıp icrada bulunması gereken bir alan olarak görüyorum. Bu illa da bir siyasi partinin parti görüşlerinin kamuoyuna empoze edilmesi anlamında değil. Yani bu biraz farklı algılanıyor. Benim siyasete girişim aslında veyahut ta içinde oluşum yani ben çocukluktan beri bu işi çok seviyorum, böyle bir şey değil benimkisi kesinlikle. Yaşım itibariyle içinde bulunduğum ortamlar, sonra içinde bulunduğum sivil örgütlerinde aldığım görev sosyal duyarlılığımın varlığının boyutuyla doğru orantılı bir şekilde o 25-26 yaşından sonra gelişmeye başlayan bir durum diyelim. Ben Avrupa Akademisyenler Birliği’nin yönetiminde oldum. Çok etkin bir kuruluştu, yani o yıllarda en azından etkindi. Şu anda bilmiyorum durumu nedir. Sonra Federasyon’a bağlı yabancı bir ülkede olduğunuz için ailem de zaten sağ muhafazakar bir aile. İşte bu (78’i de tam bugün belki 20-22 yaş gençliği için anneler-babalar kaybediyorken) 78’li yıllarda 16 ile 17 yaş grubunun sağ veya sol fark etmiyor. Sokakta sorumluluk almış, sokakta durumu anlamaya ve anlatmaya çalışan kesimin olduğu yaşlarda ben de sorumluluk aldım.

Yani Of Lisesi’nde siyasi bir nüveniz var, öyle mi?

Buna şöyle de diyebiliriz. Daha İstanbul’da ilkokul yıllarımda hatta 5. sınıfta olduğu zaman terörün 1977 yıllarıydı. Hem çok hızlı olduğu yıllar hem her sokak başında bir insanın öldüğü ama niye öldüğünü bilmediğimiz yıllar. Sadece, ‘sağcı mıydı, solcu muydu’ o kadarına bakıyoruz. Şöyle düşünün ben 12 yaşında tabut taşıdım, tabuta el attım. Bu bir çocuk psikolojisi için aslında bugünkü çocuklarla karşılaştırdığınız zaman ailesi bile endişe duyar. Ama biz o yıllar çocukluk yaşamadık. Yetişkin gibi yaşadığımız yıllardı. Öyle davranmamız gereken yıllar olarak geçti. Oralardan daha medeni, insan onurunu, haysiyetinin korunduğu, yüceltildiği bir ortamda olduğunuz zaman bir de o ortamda eğer bir azınlıksanız o azınlığın da bir takım haklarını bir şekilde ezildiğini, yok sayıldığını fark ediyorsanız, bu refleksler otomatikman devreye giriyor. E bir de bizim yapımız da Türk milletinin yapısında başı öne eğme yok. Bir dik duruş vardır. Belki uzun zaman sessiz kalır ama o sessizlik kabullendiği anlamına gelmez. Muhakkak onun arkasından gelecek bir tavır vardır, bir duruş vardır. Bir icraat vardır.

devam edecek...

Davut Çakıroğlu MHP Trabzon Ortahisar Röportaj
Sen de Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İdris Türk     0000-00-00 Tebrik ederim.
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Trabzonlu iş kadınına büyük ödül
Trabzonlu iş kadınına büyük ödül
Sera Gölü çöp sorunuyla boğuşuyor
Sera Gölü çöp sorunuyla boğuşuyor