Advert
Gülen gözler, ağlayan gözler…
Bülent Şirin

Gülen gözler, ağlayan gözler…

Advert

Biz bu yazıyı kaleme aldığımız vakitlerde M’bia krizinin nasıl sonuçlanacağı henüz belli olmamıştı. Fakat bu bizim yazıyı yazma amacımızı etkilemiyor, ortada ciddi bir problem olduğu ve bu krizin bazı acı gerçekleri kabak gibi ortaya çıkardığı aşikâr.

Eskiden şöyle bir algı hâkimdi, başta Trabzonspor camiası ve bütün futbol kamuoyunda: Trabzon ufak şehir, yabancı futbolcular orada yeterli sosyal imkân olmadığı için sıkılırlar ve ne yaparsanız yapın gelmezler, gelmiyorlar. Bu yüzden yabancı transferinde düşük profilli oyuncular tercih edilir ve kulübe getirilirdi. Az sayıda da olsa kesenin ağzı açılıp ünlü ve pahalı futbolcular alındı, ancak kendilerinden beklenen verim alınamadığı gibi gönderildikten sonra yıllarca borçları ödendi. Tabii çok ayıp bir şey olduğu için alıp getirenden, anlaşmayı yapandan kimse hesap mesap sormadı. Hep yazdığımız gibi.

Derken bir de baktık ki her nasıl olmuşsa olmuş, Trabzonspor’a dünya yıldızları gelmeye başlamış… Bu değişimi neye borçluyduk acaba? Trabzon zamanla bir dünya şehri olmuş, yabancı futbolcuların hoşça vakit geçirebilecekleri bir standarda kavuşmuştu da biz mi fark etmemiştik? Belki biraz öyleydi ama asıl sebebin başka olduğu M’bia meselesiyle net olarak ortaya çıkmıştı. Kendileriyle “muhteşem”  anlaşmalar yapılıyordu bu dünya yıldızlarının. Bu anlaşmaların gereği yerine getirilmediği takdirde onlar da haklarını talep ediyor, söke söke de alıyorlardı. Şimdi birileri kalkmış M’bia’nın şahsında böyle davrananları suçlamaya yelteniyor. Olur efendim. Zaten bileklerini kesseniz kanları bordo-mavi akıyor ama işte damarlarındaki asil kana ihanet (!) ediyorlardı adamlar.

Sevgili dostum Emrah Yalçınalp bir süre önce (M’bia krizinden de önce) Twitter’da çok anlamlı bir şey yazdı. Galiba yine Trabzonspor’un yanlış politikalarıyla ilgiliydi ve tam isabet etmişti. Emrah diyordu ki “Kurbağa isen iyi bir kurbağa olmaya çalışacaksın. Yok, kurbağa isen de ille de boğa olduğunu iddia ediyorsan yemekten patlarsın” Kelime kelime aklımda değil, ancak mealen böyle.

Gülen Gözler” filmini bilmeyen yoktur sanırım. Vecihi, Yaşar usta, sabun tozu, Yunuus, Şevgeeet, karamişun dalini… Hatırladınız değil mi? Hah, şimdi devam edelim.

Ne oluyordu o filmde? Epey bir şeyler oluyordu da bir tanesi şuydu: Evin babası zar zor bir kızını evlendiriyor, damadı mecburiyetten iç güvey alıyor, ikinci kız da evlenmek isteyince “Olmaz, benden bu kadar!” diyordu. Bunun üzerine anne ve kızlar bir oyun tezgâhlıyorlar, beş parasız bir öğrenci uşağı işinde gücünde bir mühendis diye babaya yutturup evliliği onaylatıyorlardı. Düğün masraflarını da güya bizim mühendis karşılayacaktı.

Hâlbuki gerçek farklıdır:

Anne, masrafları karşılamak için evin ipoteği karşılığında borç para almıştır. Borç da evin tavan arasında babadan gizli yapılacak olan sabun tozunun satışından gelen parayla kapatılacaktır.

Bildiğiniz gibi hesaplar tutmaz, vade gelir çatar, sabun tozları satılsa bile tahmini gelir borcu karşılamaktan çok uzak kalır, vicdansız müteahhit annenin gözünün yaşına bakmaz ve evi üçüncü şahsa satar. Fırtına yaklaşmaktadır.

Tavan arasındaki sabun tozlarının yağmur suyuyla köpürüp taşması patlayan bir cerahati pek güzel sembolize eder. Artık her şey açığa çıkmıştır. Bütün olan bitenden habersiz baba gerçekleri öğrenince hane halkından bunun hesabını sormaya kalkar. Anneden aldığı cevap acıdır: “Kızım çok seviyordu, ne yapsaydım?” Babanın haklı olarak öfkesi artar, artmasıyla birlikte biri hariç kızların hepsi üzerine yürürler, ağır laflar sarf ederler. Fakat kahredici darbe son bölümdedir. Baba evi kaybettiği için anneye yüklenince anne de “Eeh, amma uzattın be! Sattıysam kendi evimi sattım!” deyiverir. (Biz de bu arada evin sahibinin anne olduğunu öğrenmiş oluruz) Baba yıkılır ve kendisiyle gelen kızıyla evi terk eder.

Gerisini biliyorsunuz. Çılgın âşık Vecihi sayesinde ev kurtarılır, aile yeniden bir araya gelir.

Kuşkusuz hikâyelerimiz birebir örtüşmüyor. Fakat inanın bizim hikâye daha acı. Filmde hiç değilse anne şahsi mülkünü satıyordu, her ne kadar yanlış da olsa. Bizim filmde kim kimin malını satıyor, alıyor?

Asıl kabahat alanda ve satanda değil, bu ticareti görünce sonunda sevdiğine kavuşacağını sanan sivri akıllıdadır. Yani transfer haberleri geldikçe hadisenin evvelini ahirini düşünmeksizin sevinçten çıldıran taraftarda. Borcun miktarı belli, damat gece gündüz sabun tozu yapsa da en iyi fiyattan satsa bile gelirin borcu karşılamayacağı belli. Bunu düşünmek, hesap etmek o kadar mı zor? Hadi şimdilik bir Vecihi çıktı ve borcu üstlendi. Bu kafayla devam edildiği takdirde çıkar mı bir daha öyle biri? Çıkmazsa ne olacak?

Ne olacak, Şevget Bavyera şapkasıyla gelecek ve “Çıkacağsanuz çıkun evumden!” diye bozuk atacak. Biz de paşa paşa çıkacağız.

 

Advert
DİĞER YAZILAR
Sen de Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Çayeli Bakır'dan teknoloji bağımlılığı eğitimi
Çayeli Bakır'dan teknoloji bağımlılığı eğitimi
Şalpazarlı girişimci müdürlüğü bıraktı solucan tesisi kurdu
Şalpazarlı girişimci müdürlüğü bıraktı solucan tesisi kurdu
maltepe escort alanya escort kartal escort manavgat escort