Advert
Münir Özkul’un ardından...
Bülent Şirin

Münir Özkul’un ardından...

Advert

Büyük sanatçıyı nihayet öldürdük. Biliyorsunuz sevgili sosyal medyamız merhumu defalarca mevta ilan etti, her seferinde yalan çıktı. Sonunda gerçekten hak vaki oldu.

Büyük ustanın ardından herkes yazıp söyleyeceği en güzel şeyleri yazdı, söyledi. Yarım asrı deviren ömrümüzün tamamı merhumun etkisinde geçti, bu ülkede hemen herkesin olduğu gibi.

Bu övgüleri her yönüyle, her özelliğiyle sonuna kadar hak ediyor Münir Özkul. Fakat şu yazılıp çizilenlere bakıyorum da; bana bir terslik var gibi geliyor. Bu ustanın bizatihi kendisiyle ilgili bir şey değil, daha genel bir problem.

Mahmut hoca, Yaşar usta, Kazım efendi... Ne kadar güzel ve ne kadar örnek insanlar bunlar, değil mi?

Özellikleri ne peki bu figürlerin?

Fakir ama mutlu...

Fakir ama neşeli...

Fakir ama onurlu...

Fakir ama güçlü...

Eğer biraz dikkatli bir gözle bakarsanız, Türk sinema ve edebiyatında çok uzun bir süredir fakirliğin kutsandığını görebilirsiniz. “Fakir ama...” diye başlayan şu yukarıdaki ifadelerin, hitap ettiği insanların zihninde fakirlik kavramının sonraki “mutlu, neşeli, onurlu, güçlü” gibi olumlu sıfatlarla özdeşleşmemesi için hiçbir sebep yoktur. En kötü ihtimalle “Fakir olabilirsiniz ama bu sizin mutlu, neşeli, onurlu ve güçlü olmanıza engel değildir” yargısı hâkim olacaktır zihin dünyasının kodlarında. Tabii, zenginlik de bunların hiçbiriyle bir arada bulunamaz (!)

Özellikle Münir Özkul’un başrolde oynadığı Hababam serisi ve “Neşeli Günler, Gülen Gözler, Bizim Aile, Aile Şerefi” gibi filmler de bu operasyonun taçlandığı, topluma öldürücü darbenin vurulduğu yapımlar olmuştur.

Bu toplum mühendisliği çalışması büyük bir başarıyla sonuçlanmış, toplum söz dinlemiş ve haddini bilmiştir. Aşağı yukarı aynı zamanlarda çekilip gösterilen “Gelin, Düğün, Diyet” serisi de haddini bilmeyenlere okkalı bir şamar olmuştur. Köyden kente gelenler asla o filmlerde (ve özellikle serinin ilk filmi olan Gelin’de) resmedilen aile gibi olmamalı, kentin uzak ve dış mahallelerinde bir lokma bir hırkaya tevekkül ederek nohut oda bakla sofa gecekondularda fakir ama mutlu hayatlarının tadını çıkarmalıdır. Öyle ticaret yapayım, para kazanayım, şehrin daha güzel semtlerinde oturayım, sınıf atlayayım gibi tehlikeli (!) fikirleri akıllarından bile geçirmemeli, “Zengin ama mutsuz” insanlara para kazandırmalıdırlar. Aslında köyden hiç gelmeseler daha iyiydi ya, o fabrikalarda çalışacak işçiye de ihtiyaç vardır, değil mi... Yoksa o insanlar nasıl yalılarda oturup büyük bir mutsuzluk içinde karides yiyip viskilerini yudumlayacaklardır...

Bu zehir bize hâlâ yemeye doyamadığımız çok lezzetli tatlılarla birlikte verilmiştir. Farkına bile varmamışız olan bitenin.

Dünyanın neresinde, tarihin hangi devrinde en rezil, en tembel, en pespaye sınıf toplum nezdinde en sevimli sınıf haline gelebilir? Nasıl olur da bir tane bile namusuyla para kazanmış, iyi kalpli zengin biri olmaz bunca filmde? Belki Hulusi Kentmen hariç, o da her seferinde teslim olur ve kızını fakir delikanlıya verir gider.

Büyük usta Münir Özkul bu durumun farkında mıydı bilmiyoruz. Ancak bugün bile en aklı başında yazar, çizer, düşünür, taşınır taifesi farkında değilse o zamanın şartlarında herkes masumdu diyebiliriz. Operasyonu planlayıp uygulamaya koyanlar hariç tabii.

Zararın neresinden dönsek kârdır” diyerek, artık daha fazla geç olmadan, yakın tarih popüler kültürümüzü ciddi bir surette sorgulamalıyız. Aynı dönemlerde Amerikan filmlerinde berbat bir okula gelip, okulu kuyunun dibinden nirvanaya çıkaran öğretmenlerin dolup taştığını görmek de mi bize bir fikir vermiyor? Hababam gelip hababam giden, üstüne üstlük bu kadar sevilen bir tane sınıf ya da okul var mı hiç o filmlerde?

 

Advert
DİĞER YAZILAR
Sen de Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Trabzon Hurması'nın faydaları
Trabzon Hurması'nın faydaları
Akif Hamzaçebi Akçaabatlılarla buluştu
Akif Hamzaçebi Akçaabatlılarla buluştu