Burada şunu da belirtmek lazım:
Beş bin yıllık tarih boyu Türkler hiçbir devirde devletsiz kalmadılar. Hemen her devirde birden çok bağımsız ve güçlü devletle dünya tarihinde yerini aldılar. En yenilmiş zamanımız olan 21. Yüzyılda bile… Ancak 1990’lara kadar tek devlettik, çok da güçlü değildik hatta biraz da yetim gibiydik. Ancak bir mucize oldu: Bir anda 5 Türk devleti doğdu. İşte Türk’ün kaderi orada değişti. Türk işte tam orada yeniden doğmaya başladı. “Türk Beklenendir” sözü haklı olarak taban buldu.
Batı’nın emperyalist siyaseti çok çılgın bir şeydir ve onun oyununa gelmeyecek devlet çok azdır.
Başta İngiltere, Amerika, İsrail olmak üzere Fransa ve Almanya da bu emperyalist kafanın çağdaş uzantısıdır… Bunlar içinde Almanya (kendine göre) dünyadan halâ istediği payı alamadığından o da başka bir çılgın hatalar yapmaya hazır durumdadır. Bazen Amerika’ya bazen Rusya’ya göz kırpması bu kafanın sonucudur. Fransa’nın Afrika’dan kovulması onu da farklı bir şekilde çılgına döndürmektedir. Hele Türkiye’nin Afrika’ya girişini hiç hazmedememektedir.
Tüm bunlar olurken Çin ise sessiz ve derinden gelmektedir.
Ancak bu gelişinde Çin tek başına değildir. Onu yönlendiren Küreselciler vardır. Küreselciler Siyonist zenginler ve onların zenginliğinden faydalanan doyumsuz diğer dünya zenginleri… Bunlar çok fazla değiller ancak sermayelerinin çokluğu, kurdukları şirketler ve sistemlerle dünyanın çok büyük bir kısmını etkileri altına almış durumdadırlar. Bundandır ki Çin’i tek başına özgür düşünemeyiz. Çin ve Küreselciler epey daha beraber yürüyeceklerdir.
Küreselciler tüm yumurtalarını tek sepete koymama akıllılığını gösterdiklerinden birçok devlette halâ çok etkilidirler. Yani Küreselciler hem Çin’de hem Amerika, İngiltere, Fransa ve Almanya’da hatta tüm devletlerde vardır. Sistemlerinin ağırlığı şimdilik Çin ve Amerika üzerinden yürüyor… Bu öyle bir sistem ki diğer devletleri de kontrol altına alabiliyor. Orduları yok ama devletleri savaşa sokabiliyorlar. Silah sanayi, ilaç sanayi, tarım enstitüsü ve birçok iş kolu tamamen ellerinde…
Küresel Dünya Devletini kurmaya çalışıyorlar. Belli ki bunun için her belayı deneyecekler. Bunlar devletlerini ancak 3. Dünya Savaşı ardından kurabileceklerini biliyorlar. Çünkü dünyada sistemler hep böyle büyük kırılmalarla (1. ve 2. Dünya savaşları örnek) değişim göstermiştir. Ancak buna cesaret etmeleri mümkün değildir. Çünkü: Dünya ekonomisinin nerede ise %90’nına hükmeden bu yapı “böyle bir savaşta ya bu güç de elimden giderse” korkusunu hep yaşamaktadır.
O yüzden de bölgesel savaşları, çatışmaları ve karmaşaları kışkırtarak farklı oyunlarla düşündüklerini başarmaya çalışmaktadırlar.
Şunu da söylüyorum ki: Bu iki ideallerini de başaramayacaklarıdır. Doyumsuzlukları onarı bitirecektir. Tabii ki bu öyle kolay olacak bir şey değildir. Vuruşarak çekilecekleri kesindir.
Küreselciler bu günlerde meydanı boş bulmuş olarak birkaç ileri karakol oluşturdular ancak bu onların başaracakları anlamına gelmez. Karşılarında milli yapılar her zaman olacaktır.
Milli yapılarla yola çıkmış devletler son 30 yıldır bir tereddüt yaşadığı için küreselciler bunu fırsata çevirip epey yol katettiler.
Önce şunu hatırlatalım ki: Varşova baktı çökünce NATO’nun çok da hükmü kalmadı. NATO lideri geçinen Amerika yeni düşman aramaya başladı. Çok da bulamadı, suni düşmanlar yaratmaya çalıştı. Biraz İslam dünyası, biraz Rusya, biraz Çin…
Ancak bu, kadim ittifakları bozdu. Yeni ittifakların önü açıldı. Şu anda kimin eli kimin cebinde çok da belli değil. “NATO’nun beyin ölümü gerçekleşti” denilen bir dönemde NATO büyüyerek Rusya sınırına dayandı. Ancak bu hiç de kuvvetlendi anlamına gelmiyor… Bu arada yeni birlikler oluştu: BRICS, ŞANGAY gibi, ancak ne yaptıkları da çok belli değil etki alanları da…
Bu şunu gösteriyor ki: Karışıklık daha da artacak ve devletler uzun zaman tam olarak yerlerini bulamayacak.
Amerika’nın, İran’a saldırı sebebi ne: İşte bir boyutuyla devletleri kendi etrafında toplamaya zorlamak. Belli ki Ortadoğu’dan başlamak daha çok işine geldi.
İsrail’in baskısı Amerika’yı bu saldırıya zorladı. Belli ki Trump ve diğer yöneticilerin zaaflarını İsrail iyi tespit etmiş ve bunu kullanıyor. Çünkü, Amerika’nın İran’a baskısı uzun vadeli sonuç getirir bir gerçeklik değildir. İsrail’in elinin rahatlaması için bölgeyi terbiye etmek şart, şimdi de onu yapmaya çalışıyorlar. Yoksa asıl gaye: İki nehir arsı, Arz-ı Mevud denen dini ideal değil.
Burada şunu bir daha vurgulamak gerekir ki:
Amerika, İran’da rejim değiştirmek istemez. O aslında asıl oyununu yakalamış durumda. Nedir bu oyun: Böl- parçala- yönetin en belirgin hali: Yüz yıl önce Arapları 23 devlete bölen emperyalist yapı, yine İran’a Fars yönetimini getirerek Türk Turan köprüsünü yıkan sömürgeci yapı… Şimdi de Şii- Sünni bölücülüğü ile tam tamına İslam dünyasını ikiye bölmüşken hatta düşman yapmışken, Batı kafasına göre büyük bir iş halledebilmişken mümkün değil geri adım atmaz. Bu yarayı daha da kaşır.
Düşünün: İran’da rejim değişse ve mesela Laik olsa o zaman Bağdat Paktında olduğu gibi: Türkiye- İran- Pakistan ittifakı kurulur ki, buna bir de Türk Devletleri Teşkilatının eklemlendiğini düşünün, emperyalistler bu yeni ittifak önünde mümkün değil duramaz. Batılılar bunu çok iyi gördüğünden (hele bu saatten sonra) sürekli Şii- Sünni çatışmasını iyice kışkırtacaklardır. Dikkat ederseniz bu İran saldırısında da oyun aynı: İran bölgedeki Arap devletlerindeki tüm üstlere saldırıyor, bu da bir nevi işi o devletlerle savaş anına dönüştürüyor. Bu yapılan o yumuşak karnı kaşımadan başka nedir ki…
Ayrıca: Hem Arapların arasında Şii- Sünni var, hem de Türklerin arasında… Bunlar kaşınmaya hazır yumuşak karınlar.
Bilelim: Emperyalistler tüm ayrıntılarıyla ve en ince teferruatlarıyla işe koyulurlar. Belli ki bölgede de aynı şekilde kurgulamalar yapılıyor.
Türkiye bunları önceden sezdiğinden son on yılda önemli işler başardı. Karabağ’da işi önceden tespit etti ve Ermenileri tuzağa düşürdü. Irak’ta geç kalmıştı ancak Suriye’de iyi oynadı ve oradan Iran, Rusya ve Amerika’yı kovabildi. İsrail’i Suriye’de etkisiz hale getirebildi. YPG’yi sıfırladı. Libya’da başarılı oldu. Pakistan’ın yanında yer alarak Hindistan’ı pes ettirdi. Somali’yi destekleyerek bölgede dengeler oluşturdu.
İran ile Amerika arasına girerek İstanbul görüşmelerine ev sahipliği yapmak istedi. Amerika kabul etti, İran kabul etmedi ve bunu Umman’a kaydırdı… Türkiye bu hareketinde samimi idi de peki İran’ın derdi neydi?.. Mesele: Türkiye’nin bölgeye ağırlığını koymaması idiyse bunu Türkiye zaten başarmıştı ancak İran uzatılan bu eli reddetmekle kendi kafasına sıktı. Bu olay İsrail’e cesaret verdi ve saldırısını başlattı. Amerika da arkadan desteklemek zorunda kaldı.
Belli ki İran, içindeki Türk halkını hep baskıladığı için onlardan çok korkuyor. Hele Türkiye’nin İran Türklerine sahip çıkmasını hiç hazmedemiyor. Edemiyor da ey baskıcı İran yönetimi bunu nereye kadar sürdürebileceksiniz?
Türkiye, sizi bölmek istemiyor. İstese çok kısa zaman içinde böler ve de başarır. Bunu aklınızdan hiç çıkarmayın. Türkiye, komşunu İran’ın adaletli bir devlet olmasını istiyor. İran’daki Türk halklarının mutlu ve huzurlu eşit şartlarla yönetilen vatandaşlar olarak görmek istiyor.
Bunlar çok insani istekler. Kabul ederseniz hem İran hem de bölge rahatlayacaktır. Kabul etmezseniz zaman içinde İran mecburi bir şekilde dağılacaktır. Türkleri bu kadar uzun zaman içinde baskıcı bir hal ile yanınızda tutamazsınız. Zira Türkler geliyor. Gözünüzü Türklere kapatırsanız asıl siz mahvolursunuz. Ayrıca biline ki yetkililerimiz bu durumu defalarca İranlı yetkililere söylemişlerdir. Tamam İran’ı bölmek istemeyiz ancak bu konuda çok fazla da bekleyemeyiz. Artık anlayın Türkler gerçekten geliyor.
Demek istiyoruz ki çok uzun yarın olur da günah bizden gider…