Bu iş böyledir: Tek para, tek petrol yetmiyor…

Gördünüz değil mi: Parası ve havası çok, kendileri küçük, burunları büyük körfez ülkeleri birer bomba ile saf dışı bırakıldı. Hâlbuki hepsini güya Amerika koruyordu. Su tesisleri vuruldu ve yeniden çölleşti her biri…

Tek özellikleri zengin turistlere hizmet eden şehirler, şatafatlı lüksler bir anda çöp kutusu bir hal aldı.  

Trump, körfez ülkelerinden 3 trilyon toplayıp gitmişti, onları koruyacaktı.

Neyi bahane ederek bu parayı almıştı: İran’ı bölgeye tehdit göstererek…

 

O zaman buraya daha dikkatli bakalım!.. İşte, böl parçala, düşman et, yönet…

Bu oyuna ilk: Osmanlıyı yıkıp Arapları 23 devlet yaparak başlamışlardı. Bu iş hoşlarına gitmişti emperyalist zalimlerin, bölmeye ve sömürmeye devam ettiler… Ayrıca köleleştirdiler de…

İşte bu köleleştirme oyununa: BAE, Bahreyn, Kuveyt, Katar, Suud, İran, Irak, Umman, Yemen hepsi düştü. Batı bu oyunu sürekli ve çok rahat ve hep yaptı…

Ancak sömürücü Batı çok profesyoneldi: Her halkın ve devletin yapısına göre nice projeler geliştirdiler.

 

İran’ı da işin içine soktular tabii. İmamlar yönetimiyle çok daha radikal davranılarak bu kısır döngünün artması hep teşvik edildi. İran bunu Şah döneminde de yapmaktaydı.
Çünkü İran o dönemde de Batı’nın kurguları ile yolunu buluyordu.

Batı bu düşmanlık oyunlarını nasıl çok rahat yapabiliyordu: Bölge devletlerinin politikasızlığı, Batı’ya muhtaç ve köle oluşları ve yöneticilerinin aptal ihtirasları ile…
Peki İran’ın bu konuda derdi neydi?..

 

Şu tarihi gelişimi iyi bilmedikten sonra İran’ın politikalarını anlayamazsınız:

İran, 1925’de Şah yönetimine geçerken aynı zamanda tam bin üç yüz yıl sonra Fars hâkimiyetini de gerçekleştirmiş oluyordu. Evet İran, 300 yıl kadar Arap hâkimiyetinde bin yıla yakın da Türk hâkimiyetinde kaldı. İngilizler, 1925’deki dünya konjonktürü ve öngörüsüyle Türk Birliğini yok etmek ve Turan köprüsünü yıkmak için oyunlar tezgâhladı. İşte o günlerde Pehlevi’yi buldu ve Şahlık diye bir yapı uydurdu, Farsları iktidara taşıdı… O güne kadar Safevi, Afşar ve Kaçar Türk hanedanlıkları İran’ı yönetiyordu. Kaçar Hanedanlığı zayıflamıştı, İngiliz bunu fırsat bildi. Farslıları iktidara getirdi. Türkler direndi ama o günün “Güneş Batmayan İmparatorluğu İngiliz” çok güçlü idi. İran Türkleri başarılı olamadı. Böylece bin üç yüz yıl sonra da olsa Farslılar iktidarı ele geçirmiş oldu. İngilizler, sonra da Amerikalılar İran’da, Farslılar hep iktidarda kalsınlar diye İran’ın bu yapısını sürekli korudular. Farslılar da oradaki güçlü Türk nüfusunu çok iyi bildiklerinden hep Batı’dan yardım dilenir durumda oldular.

 

Bugün birileri medyaya çıkıp: “Kadim İran medeniyeti” diye söyleyip duruyor… “İran” coğrafya adı olarak kullanılıyorsa eyvallah… Ancak Fars medeniyeti 1300 yıldır kesintiye uğramış o arada 300 yıl Arap, 1000 yıl Türk medeniyetleri bölgeyi hamurkâr gibi yoğurmuş durmuşlardır. Tabii ki Türk hoşgörüsünden dolayı Farslılar her zaman Türklerin kardeşi olarak yaşadılar. 
 

Acı bir gerçek ki medyaya çıkıp konuşanların hepsi Türk öncüler oldukları halde hep “kadim İran medeniyeti” deyip de bu ifadenin ardından tarihi süreci açıklamamaları haksızlık değil mi? Gazneliler, Selçuklular, Karakoyunlular, Akkoyunlular, Safeviler, Avşarlar, Kaçarlar ve bu Türk devletlerinin İran’a kazandırdığı medeniyetler… Ayrıca bugün İran’ın yarısı Türk, siz tüm bunları yok sayıyorsanız bu çok üzücüdür çok…
Hiç ama hiç unutulmasın ki: O gün İngilizler, bugün Amerika bu tarihi oyunlarına yenilerini ekleyerek çağdaş fitnelerle yollarına devam etmektedirler.  

 

Peki bugünkü saldırının aslı nedir:
İran, Batı’nın baskısından kurtulmak istiyor. Ancak bunu mümkün değil özgür iradesi ile tek başına yapamayacağını da biliyor. Çünkü hakşinas davranmayı akılından bile geçirmiyor. Yani, “benim içimde nüfusun yarısından çoğu Türk, ben adaletli davranayım, yeni bir yapı ile Türklerle eşit haklı bir yapılanma ile onları da tam olarak yanıma alayım” diyemiyor. Türklerle yürümek hiçbir zaman kafasında olmadığı onlara güvenmeyip Türkleri hep kullandığı için kurtuluşta başka çareler arıyor. İngiliz ve Amerika sarmalından öyle kolay kurtulamayacağını da iyi biliyor. İşte çare olarak Türklere değil de Çin ve Rusya’ya sığınıyor. Burada: Karabağ savaşında Azerbaycan’ı değil de Ermenistan’ı desteklediğini sakın hiç unutmayın.

 

İşte tüm bu zaaflarını iyi gören Amerika da “hayır sen ancak bizim kontrolümüzde yürüyebilirsin” baskısını sürdürüyor…

Tabii ayrıca: İsrail’in de bölgedeki yayılmasını ve sınır genişlemesini önemle hesaba katmak lazım.

Bu saldırıyı yaparken de İran’ın çok zayıflamasını istemiyor, parçalanmasını hiç istemiyor, Şii yönetimden vazgeçmesini de istemiyor… Çünkü parçalanırsa Türk birliği çok güçlenir, İslam ülkeleri bir araya gelebilir.
Onlar için yönetilebilecek Ortadoğu’da: Çok bölünmüş devlet, çok parçalı mezhep, çok cemaatli yapı hep olmalı… Son yüz senedir de bunları çok iyi oluşturdular zaten. Bundan geri adım atmazlar. Şii- Sünni onlar için biçilmiş kaftan. Bu rekabet tavizsiz devam etmeli. O yüzden İran, bundan sonra da hep Şiilik ihraç eden bir radikal devlet olarak kalacak. Suud da çarpık bir Sünni- selefi yapı ile tam onların fetvasına uygun devam edecek. 
 

Amerika’nın istediği;
İran, Çin’e yaklaşmaktan vazgeçsin. Hep Batı ile yürümeye devam etsin… Bunu da çok güçlü olmadan hep Batı’ya muhtaç olarak yapsın. Ancak bölgede Şii radikalizmini savunacak kadar da güçlü olsun. Sınırdaşı tüm devletlerle problemli olsun. Bu konuda bize hep muhtaç halde kalsın.  Bölgede birlikler kurulmasın. Stratejik yapının, petrolün ve nadir elementlerin beraber işletilmesi kabul edilsin…

Yani bu yapılan saldırılar yıkmak, yok etmek için değil, terbiye edip boyun eğdirmek içindir. Ayrıca İsrail’in daha da genişlemesi işin başka bir tarafı… 

 

Batı ile yürüyecek bir devlet olabilmesi için şimdilik “al sana iki bomba” ile terbiye dönemi devam edecek, Herkes “kara harekâtı” bekliyor ama bu olmayacak. Görünen o ki savaş yavaşlayarak birkaç ay daha sürecek.

Ha akıllanmazsa ne olur, ikinci devre başlar:
İkinci devre: Bölge devletleri koordine edilir ve uzun bir bölgesel savaşa geçilir.
İkinci devre ki bölge savaşları: Şii- Sünni çatışmaları, Arap- Fars ve Türk- Fars mücadeleleri…

 

Bu da aşılır ve 3. Devreye geçilirse bu da yeryüzünün felaketidir: 

Evet ya, İran bununla da terbiye olmazsa o zaman Amerika çok çaresiz olarak üçüncü devreye geçer ki: Bu da (Allah korusun) 3. Dünya Savaşına gider. Bunun da kazanan devleti olmaz, kazanan insanı da olmaz. İnsanlık dâhil her şey yerle yeksan olur.

Peki ne olur:

Türkiye, Pakistan, Mısır ve Suud’un diplomatik gayretlerine bakılırsa ikinci devreye geçilmeden iş halledileceğe benziyor. Çok az bir ihtimal de bulunsa yani ikinci devreye geçilince bu Arap- Fars savaşı olsa da Fars- Türk mücadelesi olmaz. Çünkü Türkiye bu oyuna gelmez.

Bu noktaya gelinmemesi için tüm bölge devletlerine ve halklara çok iş düşüyor.
Türkiye’nin, görevini çok dikkatle yaptığını görüyoruz.