Bir İzmis-Karabdal şenliği daha geride kaldı.
Evdeki küçük el radyosundan dinlediğim “ yurttan sesler” programından sonra kendimi dışarı attım.
Hava güneşli, heyecanım bir hayri yüksekti.
Bir gün öncesinden çuvallanmış ve katırlara yüklenmiş karpuzlar branda çadırların içine yerleştirilmiş üzerleri kapatılmıştı.
Karabdal düzünün kenarları “yahni” kazanlarının oturacağı şekilde eşik eşik kazılmış; yakmak için çalılar ve odunlar istiflenmişti.
Sadece bugün giymek için mezere evinde bulunan ve kırışıklığı gitsin diye sedirin altına koyup üzerine yer döşeği serdiğim mintanımı özenle hazırlamıştım.
Annem ; “ inekleri doyurmadan sakın aklından geçirme” dedi.
Geçirmedim zaten .
Öyle ezanı okunmak üzereydi .
Beyaz spor ayakkabılarımı ve mintanımı giyerek utana sıkıla kalabalık alana çıktım.
Aboson boğazından, Guguk kıranından, Sivritaştan, Evliya Kıranından, İbik düzünden kafileler halinde gelenler at yolunda buluşmuş yorgunluklarını gidermek için Biliter çeşmesi etrafına sere serpe uzanmışlardı.
Ağasardan “Tırıl Osman”, Kozlucadan “ Çorumlu” kemençeyi kıvratmış horonu çoktan başlatmıştı.
Az sonra Tonya grubu davul zurna eşliğinde İnkayanın altından geçerek heybetli bir kalabalıkla meydana yaklaştılar. Önlerinde yeleli atlar kişneyerek, usta biniciler eşliğinde, silahlar omuzlarında asılı olarak ve siyah beyaz kıyafetlerle horon halkasına düzen verdiler.
Davul zurna ayrı , kemençe ayrı şekilde halkalar oluştu.
Bu çalgılar eşliğinde saatler geçti.
Gümüşhane pestili aldım mı bilmiyorum ?
Karpuz yedim mi bilmiyorum ?
Limonata içtim mi onu da bilmiyorum?
Yahni kazanları bitti mi kaldı mı bilmiyorum ?
İkindi ezanı okunuyordu .
Annemin ; “ akşam ineklerini çıkarmayı unutma” sözü geldi aklıma.
Hızla tepeden aşağı indim.
En son gördüğüm etrafa saçılmış karpuz-kavun kabukları ve küme küme birikmiş at fışkılarıydı.
Geriye bakmadım bile…
İzmiş Günü
YORUMLAR