Bir 19 Mayıs Günü

İrfan Elbir

18-05-2020 18:43

Tarih: 19 Mayıs 1972

Dağlıca Köyü İlkokulu’ndaki son senemizdi. Artık okulun abileri, misafirleri konumundaydık ve hüzünlü günler yaşıyorduk. Bizim için adeta okulumuza, sınıflarımıza, arkadaşlarımıza veda gibi olan 19 Mayıs bayramı törenlerini bu hislerle kutlayacaktık.

Bizi okuldan mezun eden hocamız Hikmet Esmer idi ancak, bayramla ilgili gösteri ve törenleri diğer öğretmenlerimizden Emine Gözaçan hazırlayacaktı. Okul mevcudu çok kalabalık olduğundan, yedi sekiz tane öğretmenle beraber ikili öğretim (sabah-öğle) yapılıyordu. Marşlar eşliğinde yürüyüşler, selam durmalar, müzik koroları, provalar derken hummalı bir çalışma vardı. Emine hocam, elinde tuttuğu kâğıda yazılı şiiri okuması için öğrenci taraması yapıyordu. Şiiri birine okuttu vazgeçti, diğerine okuttu durdu, bir başkasına okuttu olmadı… Sıra bana gelmişti… Şiiri tam okumaya başladım ki; “dur tamam, bu şiiri sen okuyacaksın, ister kâğıttan, istersen ezbere, hadi git hazırlan…” dedi. Heyecandan altıma kaçıracak gibiydim.

Eve heyecanla geldim. 19 Mayısa az bir zaman kalmıştı. Orhan Şaik Gökyay’ın “Bu Vatan Kimin” adlı şiiri tam yedi kıt’aydı ve kâğıttan okumak olmazdı tabii. Önce ilk iki mısrasını, sonra diğerlerini, derken bir bakmışım hepsini ezberlemişim. Kardeşim Ayşe’ye ezbere okudum, o takip etti, hatam yok. Makas armudunun dalına çıktım okudum, hatam yok. Tekirin altından odun taşırken okudum,  hatam yok. En son yatarken okudum, yine hatam yok. Meğer şiiri su gibi ezberlemişim haberim yok.

Çok güzel hazırlanmıştım… Nenem, bayrama özel önlüğümü yıkamış, ıslak vaziyette bahçenin önündeki “frahti”ye asmış, kırışıklıkları gitsin diye elleri ile gerdirerek kurumaya bırakmıştı. Beyaz örgüden olan yakalığımı ise düzgün durması için yastığın altına yerleştirmiştim. Derby lastiklerimi yıkadım, simsiyah olmuştu. Okula tertemiz gitmeliydim.

O gün gelmişti artık. Okulun pencerelerine, şeffaf, ince ve rengârenk kâğıtlar katlanıp, çaprazlama bir şeklinde asılarak süslenmiş; öğretmen odasının en geniş masası bahçeye çıkartılarak, zifin, komar, papatya, menekşe çiçekleri ve defne yaprakları ile donanmıştı. Bahçede kocaman yuvarlak bir halka oluşmuş, öğrenciler bir tarafta, öğretmenler bir tarafta, bayramı kutlamaya gelen köy sakinleri ise diğer tarafta çok güzel kalabalık ayakta bekler vaziyette idi. Saygı duruşu, konuşmalar, kutlamalar yapıldı, derken şiir okuma sırası bana gelmişti.

Hemen bayrak direğinin dibine koşarak geldim, ellerim esas duruşta, başımı öne eğerek selam verdim, biraz bekledikten sonra “Bu Vatan Kimin” diyerek şiire başladım. Emine Gözaçan hocam, eliyle işaret ederek beklememi söyledi, yanıma yaklaştı kulağıma eğildi; “bağır, çok bağır, sesin gür çıksın…  öyle bir çıksın ki, şu kalabalığın uğultusu kesilsin..” dedi, yakamı düzeltmiş gibi yaparak yerine döndü.

Tüylerim, diken diken olmuş, bu sözler beni müthiş kamçılamıştı. Artık ne kadar sesim varsa, “BU VATAN KİMİN?” diyerek, avazım çıktığı kadar adeta bağırarak şiiri okumaya başladım. “Bu vatan toprağın kara bağrında” derken, elimi kalbimin üstüne götürdüm, “sıra dağlar gibi duranlarındır” derken, Sivri ve İzmiş Tepelerini işaret ettim, “göğsünden vurulup, tam ercesine” derken, göğsümü yumrukladım, “bir gül bahçesine, girercesine” derken, dağları çiçekleri gösterdim, “şu kara toprağa girenlerindir” derken, mezarları işaret ettim…  Vallahi tam bilemiyorum, daha neler neler dedim, neler ettim… Şiir bittiğinde, kavurucu sıcakla beraber kan ter içinde kalmıştım. Alkış sesleri ile ancak kendime geldiğimi hatırlıyorum.

Bu, benim okuldaki son müsameremdi. O günü daha sonra Emine Gözaçan hocam, ilkokul son sınıfta tutmuş olduğum hatıra defterime; “ seni bu kalabalık öğrenci arasında tam olarak, ancak kutladığımız 19 Mayıs bayramı törenleri sırasında tanıdım…” diyerek not düşecekti.

Bugün hala şiiri çok seviyorsam acaba o günün etkisinde kalmış olmamadan olabilir mi diye düşünmüyor değilim? Ancak şiiri bu kadar sevmeme rağmen, hiçbir denememin de başarılı olmadığını bilmenizi isterim.

Ölenlere rahmet, hayatta olan diğer hocalarıma sağlıklar diliyorum.

Bayramınız kutlu olsun.

DİĞER YAZILARI Baba... 01-01-1970 03:00 Vasiyet... 01-01-1970 03:00 Anne... 01-01-1970 03:00 Bilemedim 01-01-1970 03:00 Bayramlık... 01-01-1970 03:00 Bir Rüya 01-01-1970 03:00 Beşikdüzü'ne Mektup... 01-01-1970 03:00 AY YILDIZ 01-01-1970 03:00 Sanırsın ki! 01-01-1970 03:00 Neyse... 01-01-1970 03:00 O Günler... 01-01-1970 03:00 Bir Beşikdüzü Hayali 01-01-1970 03:00 İzmiş Günü 01-01-1970 03:00 O Gün Geldiğinde... 01-01-1970 03:00 Gördün mü? 01-01-1970 03:00 Emekli... 01-01-1970 03:00 Gardaşım 01-01-1970 03:00 Anneler Günü 01-01-1970 03:00 Şimdi 01-01-1970 03:00 Şimdi... 01-01-1970 03:00 YAŞIM... 01-01-1970 03:00 O Gün 01-01-1970 03:00 Anneme 01-01-1970 03:00 Sessiz sesler 01-01-1970 03:00 Gizli sevgi 01-01-1970 03:00 Ehl-i gönüle... 01-01-1970 03:00 İZMİS Mİ, İZMİKS Mİ? 01-01-1970 03:00 Bir İzmis (karabdal) günü 01-01-1970 03:00 Kelebekle hasbıhal 01-01-1970 03:00 Sessiz çığlık 01-01-1970 03:00 Lâzım olan 01-01-1970 03:00 Gönlüme sitem 01-01-1970 03:00 Öğretmenim 01-01-1970 03:00 Yorulunca anlıyor insan 01-01-1970 03:00 Gelme Bayram 01-01-1970 03:00 Sen çocuk 01-01-1970 03:00 Sana 01-01-1970 03:00 Sır 01-01-1970 03:00 Güzellik 01-01-1970 03:00 Türk'ün Türk'ten başka dostu yok mudur? 01-01-1970 03:00 Bir kazık çakma hikâyesi 01-01-1970 03:00 Ya aşı olalım ya da... 01-01-1970 03:00 Vaka ve ölü sayıları 01-01-1970 03:00 Çocuklar evin çiçeğidir 01-01-1970 03:00 Dilâ öğretmenin ilk günü 01-01-1970 03:00 Anneler evin yüreğidir... 01-01-1970 03:00 Babalar evin direğidir 01-01-1970 03:00 Bir dostun ardından... 01-01-1970 03:00 Aç mı kalacağız yoksa? 01-01-1970 03:00 Bir bayramın ardından... 01-01-1970 03:00 Bir odun yarma hikayesi 01-01-1970 03:00 Bir korona öğretisi olan tasarruf ve kamu israfı 01-01-1970 03:00 Şehitler konuşursa!... 01-01-1970 03:00 Nenemin tezgahı ve keten bezi 01-01-1970 03:00 Köleliğin Sevimli Olanı? 01-01-1970 03:00 Evin başı 01-01-1970 03:00 Aslında neyi özlüyoruz? 01-01-1970 03:00 Sevginin İmtihanı 01-01-1970 03:00 Tam da Şu Günlerde... 01-01-1970 03:00 Bizim "Aynalı"nın hikâyesi 01-01-1970 03:00