Bir kazık çakma hikâyesi

İrfan Elbir

31-12-2020 14:08

Hadi ama, biriniz gelsin artık” demese, yerinden kimse kalkmayacaktı.

Yüzbaşı dedem, elinde bir kestane kazığı, tarlanın kenarına “firahti” çakmak için bir yardımcı arıyordu. Hem kazığı tutmak, hem de tokmağı vurmak mümkün değildi. Ağabimle beraber yol kenarında, hangimiz gitsin ve dedeme yardım etsin diye karar veremiyorduk.

Yüzbaşı dedemin sesi ile ikimiz de ayağa kalktık, ağabim bana, ben de ona garip ifadelerle baktık. Ağabimin, sol elinin bileği vaktinde kırılmış ve hatalı bağlanmıştı. Ağır yükleri kaldıramaz, balta vuramaz, kürekle çalışamazdı. Bu bahane ile ağır işlerden hep sıvışırdı. Yine bana bileğini göstererek bu işi yapamayacağını ima etti.

Ben de, yapma ağabi, etme ağabi, benim ne kadar sakar çalıştığımı, her an bir aksilik yapacak hallerim olduğunu anlatmaya çalıştıysam da, çaresiz bir şekilde dedemin yanına gittim ve yaklaşık 15 kg. ağırlığındaki taş kırma işlerinde kullanılan tokmağı elime aldım. Bahçe kenarı bayır olduğundan önce ayaklarıma duracak bir yer edindim. Tokmağı kaldırıp, dedemin sağlam bir şekilde tuttuğu kazığa vurdum.

Dedemin ilk tepkisi şu oldu: “Oğlum yavaş vur. Hele kazık bir yere tutunsun ondan sonra kuvvetli vurursun.” Bu söz ağabimin kahkaha ile gülmesine yetti bile..

Neyse ki, bir sonraki ve ondan sonraki tokmağı vurmamda bir sıkıntı olmadı ve kazığı olduğu yere iyice çaktım.

Tokmak ve çekiç kullananlar iyi bilir, “tamam” denildikten sonra bir kere daha vurma hakkı vardır. Ben de, dedemin “tamam” ikazı ile son tokmağı iyice kuvvetli vurdum. Vurmaz olaydım, ne oldu ise ondan sonra oldu işte…

O son vuruştan sonra, tokmağın sapı tam dibinden kırıldı, tokmak kazığın üstünde hareketsiz dururken, sapı elimde kaldı.

Dedem, olduğu yerde durdu. Uzandı, kazığın üstündeki sapsız tokmağı avucuna aldı, sonra dizini tepeye dayadı, fesini dizinin üstüne koydu, bir Sivri Tepesine, bir İnkaya’ya, sonra da sağına soluna baktı. “Ben…” dedi, biraz bekledi... Ağabim, gülme krizine girerek, yere kapaklandı, ben sinirlenmek ile gülmek arasında karar veremedim..

Ben…” dedi dedem, yeniden… “Bu yaşıma kadar, taş kırdım, ağaç kestim, odun yardım, neler yaptım neler. Hiçbir tokmağın, baltanın, kazmanın sapının bu şekilde kırıldığını görmedim. Sen bunu nasıl becerdin?

Ben de, sakarlığıma mı, beceriksizliğime mi yanayım anlamadım. Biraz asabi biraz da gülmüş gibi yaparak olduğum yere çöktüm kaldım. Sonra dedem yanıma gelerek kollarıma tuttu, “olur oğlum olur, canını sıkma, bu kolların çok zayıf kalmış, sen yine iyi kaldırmışsın onu” diyerek, beni avutmaya çalıştı ise de, bu durum çok uzun yıllar, ocak başı sohbetlerimizin konuşup güleceğimiz bir hatırası olarak kaldı hayatımızda.

Şimdi ise, ne hasret kaldığımız bu ocak başı sohbetleri, ne de bu sohbetlere güleceğimiz kalabalık aile efradı kalmadı artık.

Yok, bitti.

 

 

DİĞER YAZILARI Baba... 01-01-1970 03:00 Vasiyet... 01-01-1970 03:00 Anne... 01-01-1970 03:00 Bilemedim 01-01-1970 03:00 Bayramlık... 01-01-1970 03:00 Bir Rüya 01-01-1970 03:00 Beşikdüzü'ne Mektup... 01-01-1970 03:00 AY YILDIZ 01-01-1970 03:00 Sanırsın ki! 01-01-1970 03:00 Neyse... 01-01-1970 03:00 O Günler... 01-01-1970 03:00 Bir Beşikdüzü Hayali 01-01-1970 03:00 İzmiş Günü 01-01-1970 03:00 O Gün Geldiğinde... 01-01-1970 03:00 Gördün mü? 01-01-1970 03:00 Emekli... 01-01-1970 03:00 Gardaşım 01-01-1970 03:00 Anneler Günü 01-01-1970 03:00 Şimdi 01-01-1970 03:00 Şimdi... 01-01-1970 03:00 YAŞIM... 01-01-1970 03:00 O Gün 01-01-1970 03:00 Anneme 01-01-1970 03:00 Sessiz sesler 01-01-1970 03:00 Gizli sevgi 01-01-1970 03:00 Ehl-i gönüle... 01-01-1970 03:00 İZMİS Mİ, İZMİKS Mİ? 01-01-1970 03:00 Bir İzmis (karabdal) günü 01-01-1970 03:00 Kelebekle hasbıhal 01-01-1970 03:00 Sessiz çığlık 01-01-1970 03:00 Lâzım olan 01-01-1970 03:00 Gönlüme sitem 01-01-1970 03:00 Öğretmenim 01-01-1970 03:00 Yorulunca anlıyor insan 01-01-1970 03:00 Gelme Bayram 01-01-1970 03:00 Sen çocuk 01-01-1970 03:00 Sana 01-01-1970 03:00 Sır 01-01-1970 03:00 Güzellik 01-01-1970 03:00 Türk'ün Türk'ten başka dostu yok mudur? 01-01-1970 03:00 Ya aşı olalım ya da... 01-01-1970 03:00 Vaka ve ölü sayıları 01-01-1970 03:00 Çocuklar evin çiçeğidir 01-01-1970 03:00 Dilâ öğretmenin ilk günü 01-01-1970 03:00 Anneler evin yüreğidir... 01-01-1970 03:00 Babalar evin direğidir 01-01-1970 03:00 Bir dostun ardından... 01-01-1970 03:00 Aç mı kalacağız yoksa? 01-01-1970 03:00 Bir bayramın ardından... 01-01-1970 03:00 Bir odun yarma hikayesi 01-01-1970 03:00 Bir korona öğretisi olan tasarruf ve kamu israfı 01-01-1970 03:00 Şehitler konuşursa!... 01-01-1970 03:00 Nenemin tezgahı ve keten bezi 01-01-1970 03:00 Köleliğin Sevimli Olanı? 01-01-1970 03:00 Evin başı 01-01-1970 03:00 Aslında neyi özlüyoruz? 01-01-1970 03:00 Sevginin İmtihanı 01-01-1970 03:00 Tam da Şu Günlerde... 01-01-1970 03:00 Bir 19 Mayıs Günü 01-01-1970 03:00 Bizim "Aynalı"nın hikâyesi 01-01-1970 03:00