Bir odun yarma hikayesi

İrfan Elbir

28-07-2020 13:32

BİR "ODUN YARMA" HİKAYESİ.

Ağabim; "dede yorulduk, dinlenelim biraz..." dememiş olsa duracağı yoktu.

Sabahtan beri hızarla ağaç kesmiş, krebi ile dallarını budamış, tomrukları da İnkaya'nın dibinde düzlük bir yere taşımıştı. Dalları yapraklardan arındırmış taşınacak hale getirmiş, sıra tomrukları yarmaya gelmişti.

Henüz kuzine denilen ve evlerin vazgeçilmezi olan odun sobasını kimse bilmiyordu, yahut kullanılmıyordu. Kara ateşte çalı, çırpı ve yarma denilen kalın odunların yandığı zamanlardan bahsediyoruz. Öksöğünün  yandıkça ocaklığın içine itildiği, yanan kara ateşten uçuşan hapsimatların (küllerin) üstümüze başımıza kar taneleri gibi yağdığı günlerden bahsediyoruz.

Ağabim yorulmuş, çoktan baltayı bırakmış, dedemde ise henüz yorgunluk belirtisi görülmüyordu. Odun yarmaya devam etmesi için karşısında onunla beraber balta vuracak birisinin olması lazımdı. Bir o yana, bir bu yana baktı. Ben görmezlikten geldim, elimde çubuk ineklerin tarafına yürümeye başladım.

Dedem, "oğlum ağabin yoruldu, gel biraz da seninle devam edelim" dedi... Benim tam o anda dizlerimin bağı çözüldü. “Eyvah, ben şimdi ne yapacağım” dedim içimden. Odun yarmaktan erindiğim için değil. Endişe ettiğim şey çalışırken çok sakar olmamdı. Baltayı nasıl vuracaktım, ağacın ortasını nasıl tutturacaktım?.. Ya baltayı ağaçtan kaçırırsam ne olacaktı?

Çaresizlik içinde dedemin karşısına yöneldim. Ağabim, az sonra olup bitenleri anlamış olacak ki; ormanda sanki bizden başka birileri varmış gibi, "kaçııııın.." diyerek muzip bir gülümseme ile biraz uzaklaştı, yere  çöktü ve bizi izlemeye koyuldu.

"Baltayı önce ben vurayım, sen de yarılmaya başlayan yere vur" dedi dedem. Eskiden odun yaranlar bilir, baltayı ilk önce erbabı olanlar vurur, ondan sonra karşısındaki kişi de zaten bir miktar yarılmış ağaca rahatlıkla baltayı oturtturur. Dedem de öyle  yaptı, baltayı vurdu, ağaç tam baş kısmından hafifçe ikiye ayrıldı. Aynı düzgünlükte vurabilirsem, ağaç bir çırpıda iki parça olacaktı. Dedem zor olanı başarmış, bana kolay kısmı kalmıştı. Baltayı kaldırdım, tomruğun tam ortasına baktım ve vurdum. Ağaçtan kopan kocaman bir parça, kaya altındaki ormanlıkta vınlayarak kayboldu gitti.

Ağabimin, dedemin arka tarafında, yüzü bana dönük halde otururken, gülmemek için yerlerde süründüğünü benden başka kimse görmedi.

Dedem; "tamam neyse tekrar vur, ama acele etme, çok kuvvetli vurmana gerek yok, sakin ol yeter" dedi. Demez olaydı, heyecanım iki katına çıktı. Baltayı kaldırdım vurdum, bu sefer başka bir parça İnkaya'nın taşlarına çarparak yukarılara savruldu.

Dedemde yorgunluk ve terleme yokken, ben iki balta vurma ile sırılsıklam olmuştum. Ağabime; "ne olurdu sanki hemen yorulmasaydın, bırakmasaydın baltayı, beni de bu duruma düşürmeseydin!" manasında, kaşlarımı çatarak baktım. "Hadi gel al şu baltayı elimden al" dememek için kendimi zor tuttum..

Tomrukta, üçüncü kere baltayı vuracak düzgünlük kalmamıştı. Öbür yüzünü çevirdik, bir dedem bir ben tekrar tekrar vurarak, yarmaları tanınmayacak şekilde tiftik tiftik ettik.

Yarma işi bitmişti.

Dedem, baltanın ağzını yarma yığınına, sapını göbeğine dayadı. Sırtını döndü, ağabimle göz göze geldiler sonra da beraberce kahkahayı bastılar.. Beceriksizliğimin, yüzümün kızarıklığının ve sakarlığımın gizlenecek tarafı kalmamıştı. Mahcuptum.

Dedem, hatıralarıma renk katan, ve yıllar sonra hâlâ eşe dosta anlatmaktan büyük keyif aldığım şu final sözle olayı kısaca özetlemiş oldu:

"İrfan oğlum, bizimkisi yarma değil, yonga olmuş sanki, bu nasıl taşınacak şimdi?" dedi.

Sonra geldi, yanıma oturdu, elini omzuma attı ve gönlümü okşayan şu sözlerle hem yorgunluğumuzu unutturdu, hem gözlerimizi ıslattı:

"Üzülme oğlum, bu son seneniz, ilkokulu bitirdiniz, artık annenizin babanızın yanına, şehre gideceksiniz. Sana daha kimse "baltayla odun yar" demez, seni bir işe buyurmaz. Bunca zamandır beraberiz, bizi hiç üzmediniz, sizden memnunuz. Biz de size annelik babalık yapmaya çalıştık, onların yerini tutmaya gayret ettik. Siz Allah'ın bize bahşettiği harika birer hediye oldunuz.

Kötü insanlardan uzak durun, hayalinizi gerçekleştirmeye çalışın. Hata yapmaktan korkmayın oğlum. Sizi doğruya sevk edecek olan şey yaptığınız hatalardan çıkaracağınız dersler olacaktır.

Okuyabildiğiniz kadar okuyun ve dürüst olun. Yapmayı sevdiğiniz iş neyse onu yapın. Sadece para kazanmak için hesap yapmayın. Bu toprakları ihmal etmeyin oğul, ormanları, dağları, çöller gezin. Ruh dünyanızı güzelleştirin.

Biz bugün varız, yarın yokuz oğul. Doğduğunuz, yaşadığınız bu yerleri sık sık ziyarete gelin. Neslimizin ruhunun neşet ettiği yerlerdir burası.

Sakın üzülme oğul. Kolların cındar gibi, baltaya hükmedecek kadar güçlü değil... Sen düzgün vurdun, balta yanlış gitti. Bugün, hayatımızda sadece bir gündü ve bir daha geri gelmeyecek güzellikte hatırlanacak.."

Devamı vardı ama gerisini duymuyordum artık.

Bu olayı hatırlayınca, güldüm mü, hüzünlendim mi tam bilemedim dede... Hatırlayabildiğim senin naif duruşun ve bizi bir fişke miktarı incitmeyen büyüklüğündür. En şedid halini bile nasihat olarak hatırlayacağız.. Eksik kaldık, senden sonra noksanız dede.. Hâlâ, bugün bile odun yararken, aynı sakar hallerimi bir görmelisin... Ne balta vurmayı tarif edecek, ne de küçük muzipliklerle şaka yapacak kimse kalmadı etrafımızda...

Sen gittikten sonra...

Nobranlaştık biz..

Çok kabalaştık dede..

DİĞER YAZILARI Baba... 01-01-1970 03:00 Vasiyet... 01-01-1970 03:00 Anne... 01-01-1970 03:00 Bilemedim 01-01-1970 03:00 Bayramlık... 01-01-1970 03:00 Bir Rüya 01-01-1970 03:00 Beşikdüzü'ne Mektup... 01-01-1970 03:00 AY YILDIZ 01-01-1970 03:00 Sanırsın ki! 01-01-1970 03:00 Neyse... 01-01-1970 03:00 O Günler... 01-01-1970 03:00 Bir Beşikdüzü Hayali 01-01-1970 03:00 İzmiş Günü 01-01-1970 03:00 O Gün Geldiğinde... 01-01-1970 03:00 Gördün mü? 01-01-1970 03:00 Emekli... 01-01-1970 03:00 Gardaşım 01-01-1970 03:00 Anneler Günü 01-01-1970 03:00 Şimdi 01-01-1970 03:00 Şimdi... 01-01-1970 03:00 YAŞIM... 01-01-1970 03:00 O Gün 01-01-1970 03:00 Anneme 01-01-1970 03:00 Sessiz sesler 01-01-1970 03:00 Gizli sevgi 01-01-1970 03:00 Ehl-i gönüle... 01-01-1970 03:00 İZMİS Mİ, İZMİKS Mİ? 01-01-1970 03:00 Bir İzmis (karabdal) günü 01-01-1970 03:00 Kelebekle hasbıhal 01-01-1970 03:00 Sessiz çığlık 01-01-1970 03:00 Lâzım olan 01-01-1970 03:00 Gönlüme sitem 01-01-1970 03:00 Öğretmenim 01-01-1970 03:00 Yorulunca anlıyor insan 01-01-1970 03:00 Gelme Bayram 01-01-1970 03:00 Sen çocuk 01-01-1970 03:00 Sana 01-01-1970 03:00 Sır 01-01-1970 03:00 Güzellik 01-01-1970 03:00 Türk'ün Türk'ten başka dostu yok mudur? 01-01-1970 03:00 Bir kazık çakma hikâyesi 01-01-1970 03:00 Ya aşı olalım ya da... 01-01-1970 03:00 Vaka ve ölü sayıları 01-01-1970 03:00 Çocuklar evin çiçeğidir 01-01-1970 03:00 Dilâ öğretmenin ilk günü 01-01-1970 03:00 Anneler evin yüreğidir... 01-01-1970 03:00 Babalar evin direğidir 01-01-1970 03:00 Bir dostun ardından... 01-01-1970 03:00 Aç mı kalacağız yoksa? 01-01-1970 03:00 Bir bayramın ardından... 01-01-1970 03:00 Bir korona öğretisi olan tasarruf ve kamu israfı 01-01-1970 03:00 Şehitler konuşursa!... 01-01-1970 03:00 Nenemin tezgahı ve keten bezi 01-01-1970 03:00 Köleliğin Sevimli Olanı? 01-01-1970 03:00 Evin başı 01-01-1970 03:00 Aslında neyi özlüyoruz? 01-01-1970 03:00 Sevginin İmtihanı 01-01-1970 03:00 Tam da Şu Günlerde... 01-01-1970 03:00 Bir 19 Mayıs Günü 01-01-1970 03:00 Bizim "Aynalı"nın hikâyesi 01-01-1970 03:00