Bu ülke hiç de kolay kurulmadı.

İstiklal Harbinde Tekalif-i Milliye kanunlarında: “İki çift çorabı olan bir çiftini versin, iki mendili olan birini versin” ifadesinde kahramanlarımızın ne denli büyük bir maddi çaresizlik içinde olduğu anlaşılmaktadır. Ancak bu kahramanlarımızı hiçbir güç cesaret ve kavi mücadele konusunda geri adım attıramamıştı.

Olayın büyüklüğünü şuradan anlayın: O günlerde dünyanın en büyük emperyalist sömürücü zalimleri uzun yüzyılların süper gücü olan Osmanlı’yı yıkabilmişlerdi… Çünkü biliyorlardı ki: Osmanlı olduğu müddetçe insanlığı sömüremeyeceklerdi… Tüm geri kalmış ülkeleri sömürüp kazandıklarını Osmanlı’yı yok etmek için harcadılar. 1. Dünya Savaşında da bunu başardılar…

Belli ki onlar Türk’ün gücünü tam idrak edememişlerdi. Ukalalıkları tarih bilincini yok saymıştı. Mustafa Kemal ve arkadaşları tüm zorlukları ve yoklukları göze alarak şanlı bir mücadele başlattılar… Kendilerini dünya devi sanan “Yedi Düvele” karşı büyük zaferler kazandılar… Türk milletine bağımsız bir devlet armağan ettiler… Bazı eleştiriler yaparak: “şuraları da alabilirdik” diyebilirsiniz… Bu çok haklı eleştiri değildir… Kahramanlarımız da size der ki: “Biz kanımızı dökerek bu kadar başarabildik, gerisini de siz başarın… Hatta yüz yıl geçti de çok da büyük kahramanlıklar gösteremediniz. Türklüğünüze leke sürdünüz, size yazıklar olsun.” Evet haklı olarak bunu söyleyebilirler…

Gerçi az da olsa “Kıbrıs Barış Harekâtı” ve “Savunma Sanayindeki o güçlü atılımlar” sizi kurtarabilir…

Aslında olan şuydu: “Zalim Yedi Düvel” çok ukalaydı, başardıklarını sanmışlardı. Türk’ü yok etmişlerdi.

Anladılar ki, “hayır Türk’ü yok edememişiz.” Bunun üzerine bizi dünyadan dışlamaya çalıştılar… Bunu iyi fark eden Türkiye yöneticileri çok ince politikalar uygulayarak ayakta kalmayı başardılar. Zalim sömürücülere karşı bu hiç de kolay olmadı:

Bir dönem bir taraftan Sovyetler Birliği ve Stalin çok saldırgan olurken Yedi Düvel de bizi sıkıştırıyordu. Çare aradık: BM üyeliğimiz yetmedi. NATO’ya müracaat ettik. “Kore bedelini” ödeyerek alındık. Ayrıca AB’ye girmek için müracaat ettik. Yarım asırdan fazladır o kapıda bekliyoruz. Bizi 2. Dünya Savaşına sokmaya çalıştılar, direndik ve girmedik… Girseydik bugün paramparçaydık. Sonra Kıbrıslı Türk kardeşlerimiz zulüm görüyordu, onlara yardıma gittik ardından ambargo yedik. NATO ülkesiydik ama Batı’nın da gizli düşmanıydık.

Acı ama gerçektir ki: NATO ülkelerine rağmen onların gizli düşmanlıklarına rağmen bu teşkilattan ayrılmadık. Çünkü ayrılsaydık hemen en büyük düşman ilan edilecektik…
NATO’ya girmek Batı ile olmak o günlerin en akıllı siyasetiydi… Bir nevi: Firavunun sarayında Musa olmaktı bu… Ne Batı ile ne Batı’sız olmadığını her Türk biliyordu aslında ancak şartları akıllıca değerlendirmek çok önemliydi. Türkiye bunu başarmıştı. Şimdi de önümüze bakmalıyız.

Tarih boyu Türk milleti hep Batı’ya yürümüş ve ‘Kızılelma’sını ona göre büyütmüştür… Bu bizim ülkümüz içinde önemli bir değere sahiptir. Bundan sonraki politikalarımızda da yol haritası olarak tüm bunlar hassas bir şekilde ölçülüp biçilecek ona göre tavırlar alınacaktır…

İki dünya savaşını yapıp ve zafer kazanan iki devlet: İngiltere ve Fransa bugün ordusuzdur… Bugün Avrupa ordusuzdur… Daha açıkçası Avrupa Türkiye’ye muhtaç durumdadır.

30 yıl önce dünyada tek bağımsız Türk devleti idik. Bir nevi yetimdik… Şimdi ise 6 Türk devletiyiz. Buna artık Kıbrıs’ı da katalım… Türk Devletleri Teşkilatı yavaş gelişiyor ancak sağlam adımlarla yürüyor… Bunu tüm dünya devletleri gözlemliyor. Gözlemledikçe de bize yaklaşıyorlar…

Macaristan, Pakistan, Libya, Irak, Suriye yakınlaşmasına işin ayrıca güzelliği…

Düşünün: NATO’nun cesur ve muhteşem, sahada en kuvvetli ordusu Türkiye’de… Ayrıca yanında artık Türk dünyası da var… İslam dünyası uyanmaya başladı bile, onların da büyük çoğunluğu yanında… Dahası sen bu denli güçlenirken dünün emperyalist Batılı devletleri her şeyleri ile dökülmektedir… Ordusuzdur, hatta geleceği karanlık nesilsizdir…

Batı yanında Amerika da çaresizdir ve beyin göçü dahil birçok şeyi başka devletlere kaptırmıştır… Çözüm de bulamamaktadır. Bu günlerdeki saldırganlığının sebebi de budur. Rusya, Ukrayna bataklığından kendini çok da kolay kurtaramayacaktır.
İsrail orada her gün erimekte olan bir ateş topudur. Çaresizliği her gün artacaktır. Yunanistan ise iyice silinip gidecektir.

Kurdukları ittifaka bakın: İsrail, Yunanistan, Güney Kıbrıs, Hindistan ve Fransa… Bu Türk düşmanlığına karşı “üç benzemez” şeklindeki safsata bir direnmedir. Her gün anlamsızlaşacaktır.

Çin’in büyüdüğü doğrudur. Bu bizi korkutmamalıdır… Yarınlarda onu kontrolde tutmanın çareleri de mevcuttur.

En önemlisi de tüm bu gelişmeleri Türkiye iyi görüp değerlendirecek kültürde ve anlayıştadır. Yetişmiş insanı da kadrosu da vardır
Savunma sanayinde çok iyi gittiğimiz bir gerçektir. Bu gelişme diğer dalları da tetikler… Ancak hiç zaman kaybetmeden artık diğer dallar da hızlandırılmalıdır.
Senin önlenemez güç olduğunu gören devletler yanına yaklaşmaya başlayacaktır. Bunun ilk örnekleri: Pakistan, Macaristan, Suriye, Irak, Libya, Katar, Somalı, Etiyopya, Sudan… İkinci örnekleri: İngiltere, İspanya, İtalya, Belçika… Daha niceleri sıradadır…

Çağ: Birlikler Çağıdır, Proje Çağıdır, Farklı İttifaklar Çağıdır, Üretim Çağıdır, Yapay Zekâ Çağıdır… Vb…
Türkiye de tüm bunları değerlendirebilecek yarınlara uygun ürünler ortaya koyabilecek anlayış ve kapasitededir…

Beklenen Türk gelmektedir, Türk Yüzyılı başlamaktadır…
Çocuklarımızı ve gençlerimizi işte bu ülkü içinde yetiştirmeliyiz…